Basın

Haber linki : http://kitap.radikal.com.tr/Makale/hep-acemisiniz-pazar-yerlerinde-372577

Ayşe Kilimci kitabında bu topraklar üzerinde yetişen otların bildiğimiz ve bilmediğimiz hikayelerini anlatıyor.

Ayşe Kilimci’nin yeni kitabı otlar üzerine. Bu topraklar üzerinde yetişen bildiğiniz ya da bilmediğiniz otları, yine bildiğiniz ya da bilmediğiniz hikâyeleriyle tatlı tatlı anlatıyor kitabında Ayşe Kilimci. Türk edebiyatının kendine özgü diliyle hayatın içinden portreler ve anlar sunmayı en güzel şekilde başaran Kilimci, otları da sevgiyle anlatıyor. Otlarla kurduğu bu gizemli ve tutkulu ilişkiyi Ayşe Kilimci’nin kendisine soralım istedik…

“Ot var, çiçek var, sevdalığa çare var…”, otlarla aranızda tutkulu bir ilişki olduğunu gösteriyor. Nereden geliyor, hakkında kitap yazacak kadar güçlü olan bu ot sevgisi?
Eski kadınlardan, otçu kadınlardan, sofralarımızın sözlü edebiyatına hevesten, birçok bölgenin hünerli yemekçilerini, keyvenilerini, sofralarını tanıyor, tadıyor olmaktan, oburluktan, elinde olmadığı için dilinde olmaktan, hem elinde hem dilinde olmaktan, tarlaların ve mahalle aralarının şenliğinden, zenginliğinden, halk kültürümüzün renkleri, tatları, kokuları ve insanlarından, bunlarla ülfet edebilmiş olmamın şansından, gurbetçilikten, hasretçilikten, kısaca muhabbete ve hayata hevesli olmaktan…Ne uzun yanıt oldu bu böyle…Söylemiştim, yazarınız geveze…

Kitabınız ansiklopedik bir çalışma gibi, alfabetik bir sırayla tek tek otları tanıtıyor bize. Kitabın sonunda yer alan dizin de, kitabın özenli bir çalışma olduğunu gösteriyor. Kitabı yazarken nasıl bir çalışma planı izlediniz?
Atıp tutmalı, imece çalışmalı bir yol izledik. Bunun iki gerekçesi vardı; benim savrukluğum ve çok şey anlatmaya teşne oluşum, yayıncımın, yayınevi sahibi, yayın yönetmeni ve editörüyle, düzeltenine ve tasarımcısına değin, pek titiz, kılı kırk yaran, olması gerektiği gibi çalışan, bana bile çekidüzen veren üslupları… Dizin ve kaynakça özenini onlara borçluyum.

Bilimsel çalışmaları titizlikle izlerim, yazılı görsel yahut internet kaynaklarını, henüz kitaplaştırmadığım konularda da tarar dururum ben, sahaf gezerim, belki hiç yazmayacağım konularda bile kaynak toplamadan edemem, huyum kurusun. Bizle başlayıp bitmiyor hiçbir iş, öncesinde ne emekçileri var, emekleri sağdıç emeği olmasın, bilinsin, bu gerekçeyle, mim koymakla dönüp aransın, edinilip okunsun isterim…Sokak, efsaneler, halk hikâyeleri ve mahallemiz insanları, bölgelerimizin renkleri derseniz, o da benim dağarcığımın güzel, taşınası, paylaşılası değerleridir, tanışlarım, sevdiklerim, çok şey öğretenlerimdir, unutulsun istemediklerim… İşe başlarken rengarenk, şıngır mıngır, dallı budaklı, gölgeli görseli olsun, küçüğüyle büyüğüyle yer bulsunlar, bilinsinler istediydim, hakkıyla yapabildiğimi söyleyemesem de, yolunda yürüdüğümü düşünüyorum…Size nasıl geliyor bilemem, ama, ben o renklerin, hallerin kokularını, seslerini bile alıyorum…

Sonunda, “Hüner bizde sandık, nerdee… Hüner, sofraları, dünyayı donatan otta…” diyorsunuz. Ama verdiğiniz örnekler, yemek tarifleri ve danıştığınız, el aldığınız erbablar da var. Otlarla ilişki kurmanın sırrı nedir?
İlkin o farklı insanların farkına varıp, onları arayıp bulmak… Huzurlarına varmak, sormak, söyletmek… Otlarla ilişki kurmak doğayla iç içe olmayı da gerektiriyor ve bu, günümüzde pek zor artık… Bizim şehir yaşantısı içinde bile, tarlalarımız, oyun alanlarımız vardı, şimdi taş kesildik… Her yer taş, her yer yüksek ve çirkin binalarla doldu. Ara ki bulasın, içinde saklanıp, danesini çiğden atıştıracağınız bakla tarlasını, gelinciklerin kıpkırmızı kıldığı boş alanları, hatta içinde aslanağızlarıyla daladikenlerin bittiği yangın yerlerini… Şimdi bağırlarımız oldu bir yangın yeri ve orada çiçeğe yer yok, şifaya da öyle… Ama neye yer var, her yer yanıp yıkılsa, taşa kesse, umuda yer var, değil mi ki insanlık var, umut hep var, bizler de hayattan tat alabilmek, yeni işler, yemekler, yeni alıp vermeler ve dostluklar için, yaratmak zorundayız, mecburcuyuz, iyi ki öyleyiz.

Kitapta sadece otlar da yok, otların satıldığı pazarlara da ayrıca geniş bir yer ayırmışsınız. Nedir pazarların önemi, hayatımızdaki yeri? Pazarlarda olup da marketlerde olmayan şeyler nelerdir?
Ruh… Gönül… Pazarda olup da markette olmayan bu. Pazar tezgâhı başında ve pazar ahalisiyle olan ülfetiniz market kasiyeriyle kurulabiliyor mu Allah aşkına? Biri ilk görüşte vurulup kara sevda çekmeye benziyor, diğeri evlenmek isteyenler sayfasından ad seçip, sonra da en güzel aşk mektuplarına baka baka acemice mektup yazmaya… Teşbihte hata oldu, tam böyle değil elbet. Pazarlar çıngıl çıngıl, mis gibi hayat tezgâhlarının açıldığı yerler, birkaç aracının silinip atıldığı, toplayanı, yetiştireni, alıp da getireni, tutup da getireniyle, mâni, muhabbeti, gürültüsüyle, karmakarışıklığı içindeki düzeniyle ömür yerler, ömürlerimizi güzel kılıyorlar, hayatı kolay kılıyorlar, insanı insanla zenginleştiriyorlar. Bir tür okul onlar, Ali okulu gibi… Hep acemisiniz pazar yerlerinde, hep şaşan, hep çocuk…

Günümüz yemek kültüründe otlara geniş bir yer ayrılmaya başlandı. Ota geri dönüşü, vejetaryenliğin yaygınlaşmasına ya da sağlıkla ilgili kaygılara mı borçluyuz sizce?
Sağlık kaygısı olabilir. Hünerbazlığa heveslenmek olabilir, annelerin ve sofraların bir öncesini meraklanmak olabilir, başka yemek kültürlerinin kitaplar ve belgesellerle hayatlarımıza karışması olabilir. Kolay, ucuz, az malzemeli, zaman gerektirmeyen, çok bilinmese de bir biçimde üstesinden gelinebilecek bir yemek hammaddesi olması da nedenlerden bazıları. Betona boğulduğumuza başkaldırı da olamaz mı, elimiz ve dilimiz bitkiyi, meyve-sebzeyi, otu, mantarı, toprak altındaki yumruları arıyor oluşumuz?

Son olarak, yemek kültürüne dair yaptığınız yeni bir çalışma olup olmadığını öğrenmek isteriz. Sırada ne var?
Şimdi elimde olan hayli hınzır bir kitap, yazarken büyük keyif alıyorum, daha çok açıklamak istemiyorum, önümüzdeki kitap fuarına yetiştirmeyi düşünüyoruz… Tamamlanmış üç kitabımız da gene Oğlak Yayınevi’nce yayına hazırlanıyor, “Evliya Sofraları” iki cilt, bir de “Gezenti Mutfaklar”, ancak hınzır kitap üçünün önüne geçti, en ufak kızı gelin ediyoruz, büyükler onu bekleyecek birazcık. Bu dört yeni kitapta hikâye ve anlatı yemek tarifleriyle başa baş, hatta kimilerinde daha önde. Ağız tadı kadar önemli olduğu için, gönül tadı, böyle yazmayı uygun gördüm. İkisi birbirinden alıp veriyor, öyle değil mi?

Vereniniz çok olsun sizin de, akıldan, lezzetten, sevdadan ve sevinçten yana, almaya gücünüz ve gönül hoşluğunuz eksik olmasın… Ne güzel sordunuz, söylettiniz, varolun.

“OT VAR, ÇİÇEK VAR
SEVDALIĞA ÇARE VAR…”
Ayşe Kilimci
Oğlak Yayıncılık
2013, 176 sayfa,