Günümüzde her kitap basan kendisini usta yazar sanıyor

Duygu Özsüphandağ Röportajı ile Röportaj
Ocak 30, 2021
İzmir Life Dergisi – “Bin bir gündüz masalı, şu ot dedikleri”
Ocak 30, 2021

İlkokul dörtte yazdığı ilk hikayesi Hindistan’da ödül alan, Atilla İlhan’ın yıllar önce “Sağlam hikáyeler yazıyor” diye tanımladığı İzmirli Ayşe Kilimci, bugün 33 kitabı yayınlanmış ve birçok ödül kazanmış bir yazar oldu.

Bu hafta Kilimci ile yazım yolculuğunu konuştuk ve çocukluğunun, gençliğinin geçtiği Eşrefpaşa, Karşıyaka, Kordon’lu satırlarında meltem kokan röportaj oluşturduk.

ATİLLA İlhan’ın yıllar önce, “İzmirli bir kız var, sağlam hikáyeler yazıyor. İyi hikáyeci olacak” diye tanımladığı Ayşe Kilimci, bugün 33 kitabı yayınlanmış ve birçok ödül kazanmış önemli bir yazar.

Eserlerinde Anadolu’nun zengin deyim ve atasözlerini güzel kullanmasıyla dikkat çeken Kilimci, “İzmir’in en güzel yıllarını, en güzel insanlarla yaşadım” diyor. 

Hayatınızdaki kilometre taşları neler?

izmir, Karşıyaka, Eşrefpaşa’da yaşamak. Çok iyi öğretmenlerle yola çıkmak. İlkokul öğretmenlerim, Edebiyat öğretmenlerim, Kamran Karayel, Nazan Güntürkün, Nafize Öztok. Evdeki kargaşa ve güzelim anneannem. O dönemin çocuk dergileri, başta Doğan Kardeş. O dönemin sosyal bilinci, hızlı değişimi, belki radyo günleri. Sonra öbür kentlerim, istanbul, ankara, Mersin, Tarsus, Adana, hayatın içinde savrulmak. 10 yaşında yazdığım ilk hikaye ile hindistan’dan ödül aldım.

Okumayı bir takvim yaprağından söktüğünüz doğru mu?

Yusuf Riza Anaokulu’nda kitaplarla haşırneşirdik. Annem hemşireydi, yoğun işinden vakit ayırır, ilgilenirdi, demek hazırmışım ki söktüm. Takvimden Bir Yaprak köşesini bir çırpıda okudum. Nasıl sevinmiştim.

Yazmaya ne zaman başladınız?

Yazmak denirse, kompozisyon ödevleriyle. İlkokul dörtte ilk hikayemi yazdım. hindistan’da ödül bile aldı. Hiç unutmam, Karşıyaka PTT’sinde, postacılar gümüş kupamı verip, bademşekeri tutup kutlamıştı. Asıl yazmak lisede. Gazete yazıları, şiir, öykü aynı anda, on dört yaştan başlayarak.2000 yılında aldığım Haldun Taner birinciliğinin yeri bende çok farklı.

Aldığınız ödüller içinde sizi en çok etkileyen hangisi?

Ödüller yalnız olmadığınızın kanıtıdır, sevinçtir, o nedenle çok önemsiyorum. Yunus Nadi, Abdi İpekçi, Haldun Taner, ülkemizden ya da yurt dışından gelenler özel. Ama 2000 Haldun Taner birinciliği daha farklı. Yurt dışındaki çalışmalarınız ve ödülleriniz neler? Yugoslavya, Almanya, İngiltere, Fransa, Güney Amerika ülkelerinde öyküler yayınlandı, antolojilere, ders kitaplarına girdi. Radyo, TV programları, söyleşiler oldu. Fransa’da Marsilya Akdenizli Kadınlar Forumu’ndan ödül var. Başkası söylese bile kendime yazar demem ben hala acemiyim.

Atilla İlhan’ın öykücülüğünüzdeki yeri?

Hem hayatımda, hem sanatımda yeri büyüktür. Lisede yazdıklarımın şiir olmadığını pat diye söyledi, hep uyardı. Kimse kimsenin sanatçılığında yol yordam belirlemez, usta da olsa. Siz yapar, siz yanılır, siz gelişirsiniz. Ama, neyin sanat olmadığını anlatabilir, ama siz kendi yanlışınızı yapmakla yükümlüsünüzdür. Önceki ustalara dikkatinizi çeker, ’vefaya, özene, dile dikkat’ der, bunlar çok önemlidir. Benim için Attila İlhan yeniden başlama ve hiçbir zaman umuttan kesilmeme kaynağıydı. Işıkta yatsın.

Edebiyata meraklı genç bir insan olarak önemli sanatçılardan feyz almışsınız. Şimdi sanki ustalara yaklaşmak o kadar kolay değil, ne dersiniz?

Eskiden ustalara yaklaşmak, ilim almak kolaydı, kitap yayınlatması zordu, günümüzde ustalara yaklaşmak zor, kitap çıkarmak kolay. Bu yalan zamanda her şey satılık, kitaplar işporta usulleriyle pazarlanıyor. Usta çırak ilişkisi eskiden olduğu gibi değil, çünkü herkes ilk cümle ve basılan ilk kitapla usta olduğunu sanıyor. Yazılanın salt yayınlanmak için değil, yırtılmak için de olabileceğini kabul etmiyor. Ben hala acemiyim, acımadan yırtıyorum yazdıklarımı gerektiği zaman, başkası söylese bile yazar demem kendime, yolunda yürüyorum.

Çocuklar masalla ve şarkıyla büyür Kitaplarınızda hayatınızı anlatırken ülke tarihini anlatıyor gibisiniz. Sizin zamanınızda gençlik mi fazla duyarlıydı, şimdikiler mi duyarsız?

Gençlik her zaman en duyarlı kesim. Çünkü gönül gözleri açık, vicdanları henüz yorulmamış, usanmamış. Öğrenmek istiyorlar, yansızlar, art niyetsizler. Ben kitap gezilerim ve söyleşilerimde en çok gençlerle olunca mutluyum. Gene duyarlılar, ama daha sahipsizler, körler sağırlarla dans ediyorlar. Eğitimden bizler gibi eşit pay alamıyorlar, daha şanssız, biraz umutsuz, geleceği belirsiz görüyorum onları, bu da onların suçu değil, yönetenlerin ve büyüklerin onları gerektiği gibi düşünüp, önemseyip yeterince sevmediğinden.

Sizce günümüz çocuklarının neye ihtiyacı var?

Sevgiye, tıpışa, başka insanlar ve çocuklara, söze, oyuna, mahalle arasına, hatta masala. Ekranla, kursla, en iyi yiyecekler ve vitaminlerle büyümez çocuk. Yalnız olmadıklarını, umudun var olabileceğini bilmeye gereksinmesi var günümüz çocuklarının. Eşit eğitim alma hakkına, yaratıcı derslere, felsefeye mantığa, sanat eğitimine, özgürlüğe ama, kuralsızlığa değil. Tabii bir kesim çocuk var ki onların çocuk olmaya ihtiyacı var. Öykü çağın hızına uygun ama okurlar gayretli değil.

Yayınlanan 33 kitabınızın çoğu öykü. Öykü neden sizi daha çok cezbediyor?

Ben öykü sevdalısıyım. Öykünün romana alıştırma demek olmadığını, şiirle atbaşı gittiğini biliyorum. Büyük hüner istiyor. Çok sözü kendine yük etmeden, az zamanda görkemli dünyalar kuruyor. Öykü türü ve kitapları neden az ilgi görüyor sizce? Çağın hızına en uygun sanat türü olduğu halde yaygınlaşamaması biraz da okurdan gayret beklediği için olabilir mi? Daha kısa öykü yazacak zamanım olmasını isterdim. Öyle söyleyeceksiniz ki, anlatmaya gelecek yazdığınız, bir daha kimse öyle anlatamayacak ve siz onu öyle yazmasaydınız, edebiyat dünyasında bir şeyler eksik kalacak. 

İzmir’de mimari görünümden daha çok insanlar değişti. İzmir size neler anımsatıyor?

Çocukluğumu, ilk toplumsal kıpırdanışları, gençliğimi, akılda ve kalpte çakan şimşekleri, güzel bir şehri, yakınlarımı, anneannemi, edebiyat öğretmenlerimi, Attila İlhan, Necati Cumalı’yı, Demokrat izmir Gazetesi’ni, Fuar’ı, Tayyare ve Elhamra sinemalarını, Gül Sokağı, izmir Kız Lisesi’ni.

Lise yıllarınızdaki izmir ile şimdiki arasında ne farklar görüyorsunuz?

Hem mimari görünüm ve kentin silueti, hem insanlar değişti. Kordon’daki güzelim evlerin yerine taş set çekilmesini saymazsak, aslında iyi büyüyen bir kent. Herkesin İzmir’i ayrı ama, hiçbir şey aynı kalmıyor ki. Asıl insan dokusu farklı, gelenler eskiden olduğu gibi, kente katılıp oralıya benzemiyor, aynı kalmakta direniyor. Kentler koca köylere dönüşüyor. Anneannemin “Koşmamak kocatır, yorar” sözünü hiç unutmam.

Bilge bir kişilik olan anneannenizi kitabınızda ölümsüzleştirdiniz. Bir anınızı paylaşır mısınız bizimle?

Bizim sultan, Erzurumlu Melek Hanım, Arap Makbule üç ahbap çavuştu Eşrefpaşa’da. Kızılçullu’ya koşu seyretmeye giderlermiş, 1930’larda. Uzaktan sevdiği bir atı varmış anneannemin, adını Koşkun koymuş. Koşkun bir yarışta geçilince küsmüş, o günden sonra koşmamış, ondan sözederken, ’koşmamak yorar, kocatır’ derdi. Bu bana hayatım boyunca koşmaktan kesilmemeyi, asıl koşarken dinleneceğimi anımsatan yorumdur. O dönem insanlarının kadınıyla, erkeğiyle nasıl geçimli, yetinen, sabırlı olduğunu düşündükçe yaptıklarımın yeterli olmadığını ve onlara ne çok borçlu olduğumuzu düşünürüm.

Kaynak : Hürriyet Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir