Türkçeİngilizce

Yeni Şafak -Emeti Yücel

1559 kez bakılmış
17 Ocak 2013
11:14

Yeni Şafak -Emeti Yücel

Ayşe Kilimci’nin 1989′dan bu yana yazmış olduğu hikaye­lerin toplandığı ‘Yeni Moda Aşk’ Aran Kitaplar Yayınevi tara­fından okurların beğenisine su­nuldu. Kelimelerin büyülü dünya­sındaki yolculuğuna ilk defa 17 yaşındayken, çeşitli dergilerde ya­yınlanan hikayeleri ile başlayan Ayşe Kilimci, yöresel ağızlan çok iyi kullanması ve güçlü kalemi ile tanınıyor, öyle ki, Ayşe Kilimci’nin hikayelerini okumaya başladığı­nızda bir anda bulunduğunuz mekandan ayrılıp hikayenin geçtiği zaman ve mekana giriveriyor­sunuz. Hikaye karakterleri konu­şurken, ağlarken, gülerken yanla-nnda, yanıbaşlannda onlan dinli­yor gibi, elinizi uzatsanız omzuna dokunuverecek, gözyaşlarını sili-verecekmiş gibi hissediyorsunuz. Bunun için de öyle sayfalar süren betimlemelere gerek yok. Birkaç cümleyle hikaye insanları tüm gerçekliği ile dikiliyor karşınıza. Sanki Ayşe Kilimci’nin yazdığı cümleler bu insanları oldukları yerden çagınp karşınıza getiren birer sihir cümlesi.

Ayşe Kilimci’nin hikayelerinde biraz Kemalettin Tuğcu romanlan-run tadı var. Emek emek, dişle, tır­nakla kurulan, fakir hayaüar.. Bir de mutlu bir aşk olsa içinde, daha iyisi olmayacak. “Çalışıp pişirdim, taşınp düzledim, nakışlayıp döşe-dim, çiçek gibi evler kurdum ona. Tahtalanmı ovdum, duvarlarımı kireçledim, mercanlar kedi tırnak­lan ektim saksılara. Kanaviçele-rimle, duvar nakışlarımla, plastik vazolardaki rengarenk naylon çi­çeklerimle kartpostal gibi ettim odamızı. En zor elişi örneğini şıp diye ben çıkardım. İş peşinde, ek­meğin ardından en çok ben dolan­dım. En iyi nakış, hiç yırüksız en in­ce hamuru açmak bendeydi. Sakız gibi sahnırdı ipte çamaşırlarım, imrenirdi herkes baklavanın otuz bezesini de araşma nişasta serpele­yip bir kerede tül gibi açardım. Şar­kılar, maniler, tatlı dil, güleryüz hep bendeydi.” Ancak Kemalettin Tuğ­cu romanlan gibi mutlu sonla bit­miyor hikayeler. Ayşe Kilimci hika­yelerinde havada asılı bir acı, bir kalp ağnsı kalıyor hep. Ayşe Kilim­ci’nin kelimelerinin, cümlelerinin dünyasına girdiğiniz zaman hisset­tiğiniz şey, zorluklarla örülmüş, iş tunne (tunne: yok), para tunne, aşk tunne, küçük hayatlann içindeki görünür ya da görünmez acı. Bu öyle bir acı ki, yüreğinize işliyor.

AŞK KADINA YAKIŞIR
Hikayelerinde en çok göze çar­pan nokta ise, Ayşe Kilimci’nin aş kı kadınlara, vefasızlığı ise erkek­lere yakıştırmış olması. Erkeklerin aşkım buza yazmış, kadınlanrüa-ni yüreğinin ta dibine. Kadın er­kek herkesi harab edip gitmiş aşk ama özellikle kadınları. “Yüzünü gördüksıra seviyor erkek, kadınsa ölümüne ya da öldüresiye” eliyor, elini kocasının kanına bulamış Rahime’nin hikayesinde. Kocasını kendi gelinlik yatağında başka bir kadınla görünce donup kalıyor Rahime. Ninesi geliyor aklına. Güzeller güzeli ninesinin de kocasını aynen bu şekilde, gelinlik yatağın­da kara kuru bir kızla uyurken bulduğunda üstierini örtüp yan odaya geçtiği geliyor. Çekip vuru­yor Rahime, uğrunda her şeyini verdiği erkeği ve aslında onunla birlikte kendisini de vurmuş olu­yor. Böyle kadınların aşkı. Allöfçü Muhabbet hanım da başkasınm kılına bile zarar vermesine izin vermeyeceği Demirali’ye kendisi kıyıyor… Aşk, belki de böyle. Çok bilinmeyenli bir denklem.

DELİ GÖNÜL

En çok Deli Gönül’ün aşkı yü­rek yakıyor. Bembeyaz, tertemiz, koca bir ak karanfilken aşkı yü­zünden deli divaneye dönüyor Gönül. İzmir’in sokaklarında göğ­sünde gazoz kapaklarından ma­dalyaları, saçında kurdaleleri, süslü çantalarnyle onu arayarak dolaşan ve hep gelecek bir gün diye sevdiğini bekleyen Gönül’ün öyküsü. Ya Mariya’ya ne demeli? Annesinin öğüüerine rağmen gönlünü Ni-ko’ya veren Mariya’ya. Niko bir heves uğruna, “sana ümit verme­dim” deyip kendisini bırakıp gitti­ğinde acısını kalbine gömen, yıl­lar sonra bir gün, serkeş Niko çı­kıp geldiğinde aşkına rağmen Helvacı Hamza’ya vefasızlık et­meyen Mariya. Daha nice aşk yü­zünden onmamış hikaye kahra­manı. Kimi aşktan, kimi aşksızlık-tan muzdarip.

tnsan sormadan edemiyor. Pe­ki hiç mutlu olan yok mudur? Aşk ondurmamış mıdır kimseyi? Al­lah aşkına, bir mutlu kul yok mu­dur aşkı yaşayan? Sonu hep mi hüsrandır? Aşk da aşksızlık da acıysa, hüzünse, o zaman aşkın diğer adı acı aslında. Aşk yok, aşk acısı var sadece. Şöyle diyebilir miyiz? Aşk tunne.

(EMETÎ YÜCEL -5 nisan 2006 / Yeni Şafak )
 


Facebook

22/05/2018 Gün Ortalama:73  Bugün 20 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.224.91.58