Türkçeİngilizce

Fettan Vişne- Senur Sezer

1994 kez bakılmış
17 Ocak 2013
11:26

Fettan Vişne- Senur Sezer

27/11/2009

‘Fettan Vişne, Günahkâr Elma’ tek bir tanımla özetlenecek gibi değil; kısadan meyvelere bölümlenmiş bir anlatı kitabı denilebilir belki. Çünkü içeriğinde edebiyatımızda meyveler, meyvelerin yararları, meyvelerin aşk büyülerindeki yeri, duyulmadık yemekler-tatlılar, darmadağın anılar da yer alan bir anlatı aşuresi adeta

Ayşe Kilimci, gizli alayı, apaçık şakayı, halk deyimlerinin en yakası açılmamışını  bir arada kullanmayı sever. Onu okurken kimi zaman şehirden, çağınızdan kurtulur, tandır başında bir ‘masal anası’ dinler gibi olursunuz. Onun anlattıklarında. ‘Memet Abla’nın serüveni de, İstiklâl Caddesi de, kilise korosundaki Kürt çocuk da, yurt kapısına çocuğunu bırakan yoksul ananın çaresizliği de vardır, yazdığı şiirlere sahip çıkamayan kadın ozan da…
Ayşe Kilimci’nin üslubuna geleneksel ‘anlatıcı’ tadını veren sözcük hazinesinin zenginliğiyle söyleminin doğrudanlığı, içtenliği, dobralığı mıdır? Kimi zaman şiirselliği sağlayan göndermelerindeki imalar mıdır? Bunca yıldır Kilimci’nin okuruyum tam bir yanıt bulamadım.
Kilimci’nin kitaplarından her birinin (ister öykü, ister masal, ister çocuklar için yazılmış tekerlemeli sözlük) yer yer hınzırca denecek kinayeli bir işlenişi vardır. Ama bu kez kitabının adıyla bile söz atıyor, göz kırpıyor sanki okura: Fettan Vişne, Günahkâr Elma. Siz, ‘hadi elma ilk günahtan sabıkalı ama vişnenin fettanlığı da nereden çıktı’ diye düşüne durun o kitabının başına Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ‘Oğlum Mehmed’e Meyvelerimizi Takdim Ederim’ şiirini tanık olarak getiriveriyor: Yabana atma meyvelerin şehvetini tosunum,/ Şehvetle nur/ yalnız meyvelerin cennetinde/ Haşrüneşr olur.

Anlatıcı ‘ağzına baktırmalı’
Söze meyvelerin şehvetiyle giren Kilimci, yarinin dudağını kiraza, yanağını elmaya, göğsünü turunca benzeten ozanlara da (ortaoyunu ağzıyla) söz dokundurmadan edemiyor. Bunu yaparken kendi de “bir kadın sevdiğini aynı ağızla övse neler söylerdi”yi de deniyor. Sonra da yine Bedri Rahmi’nin şiirleriyle başlayıp sözü Cumalı’ya bağlıyor: “bağ bahçeyi , meyveyi hikâyeye ve şiire en güzel taşıyanlardan biridir, Necati Cumalı. (…) üstelik ayrıntıyı öylesine işler ki börekçisinde, tütüncüsünde, bağcısında, toprağın tadı kadar kokusu da gelir vurur sizi.”
Türk dili, öteki Anadolu dilleri gibi epey uygundur anlatıcı olmaya ama anlatıcı olmanın göründüğü kadar kolay olmadığının farkındayım. Anlatıcı hem anlattığı konuyu iyi bilecek, konuyu dağıtıp dağıtıp toplayacak, hem bir anlattığını bir daha anlatır duruma düşmeyecek kadar deyim, tekerleme, sözcük bilecek. Sözlü anlatım kültürünün yazılı anlatımdan eski olduğu bu coğrafyada iyi anlatıcı ‘ağzına baktıracak’. Yazıda bu üslubu kullandığındaysa su gibi akacak metin. Ayşe Kilimci, tarımından şifasına, yemeğinden tatlısına, konservesinden turşusuna meyveleri anlatırken gizli bir öykü planı kullanmış bence. Çocukluğu, gelinliği, çalıştığı sağlık ocakları, çocukları, kayınpederi, kayınvalidesi, annesi, Tarsus, Namrun, Ege, Ayvalık… Bir zamanlar konserve yapılan serum şişeleri birbirini tamamlayarak akıp gidiyor, bir de bakıyorsunuz söz Türkiye’ye yeni ayak basan avokadonun nasıl yetiştirileceğine, nasıl yenebileceğine gelmiş.
Fettan Vişne, Günahkâr Elma tek bir tanımla özetlenecek gibi değil; kısadan meyvelere bölümlenmiş bir anlatı kitabı denilebilir belki. Çünkü içeriğinde edebiyatımızda meyveler, meyvelerin yararları, meyvelerin aşk büyülerindeki yeri, duyulmadık yemekler-tatlılar, darmadağın anılar da yer alan bir -nasıl desem bilmem ki- anlatı aşuresi ki bütününde bütün türlerin özelliği/çeşnisi var. Pardon pardon ben de birden Ayşe Kilimci’nin anlatımını edindim galiba. Onun anlatıcılığını duyumsatmak için söz dizimi kurmak zor, en iyisi doğrudan bir tatlı anlatımından örnek vermek:
“Tatlıdaysa rahmetli Neşet Akalın’ın tatlısı en birinci. Bunu Cunda Hayat Bahçesi’ndeki düğünlerde kendi armağanı olarak yapardı. Önce baklavalık yufkaları, bir fırçayla erimiş tereyağ sürerek iyice ıslatırdı. Sonra üstüste koyar ve uzun şeritler keserdi. Elmaları minnak minnak doğrar, ekşili tatlılı karışık, ceviz ve kuru üzüm karıştırır, tarçın eker ve bu harcı bolca yerleştirir, gevşek sarardı. Üstlerine tereyağ sürer, tepsiyi de yağlar ve atardı fırına. Hafif gevrekleşince , pek de kızarmadan çıkarıp üstüne pudra şekeri serperdi. (…) Biraz hınzır mıdır nedir elma?Aşka yazılır. Cennetten kovdurur. Kızları âşık etmek için oğlanlar öper verir, kız elmayı dişlerse âşık olur. Gelin koca evine girerken damdan başına elma atılır. Elmayı sinesinde ısıtır kadın, âşığına sunar, erkek alır ve yerse tutsağı olur…”
Elmayla aşk büyüsü yapılır da vişne neden kimi bölgelerde, ‘aşna fişne’yi hatırlatacak biçimde ‘fişne’ diye anılır?
 


Facebook

22/05/2018 Gün Ortalama:73  Bugün 20 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.224.91.58